chungking express
Tarantino’nun her izleyişinde ağlamasına sebebiyet veren film. Wong Kar-Wai imzalı 1994 yapımı Chungking Express.
“Her geçen gün, bir çok insanı silip bir kenara iteriz… hiçbir zaman görüşmeyeceğimiz” der ilk bölümdeki polis memuru. Bir şekilde kaderler kesişir, ortak acılar çekilir, teğet geçer hayatlar. Bu yüzden yönetmen de filmin adını da farklı iki mekan adından birleştirmeyi seçmiş mesela. Chungking Express adı birbirinden tamamen bağımsız ama kimi zaman da birbirlerine dirsek temasında bulunan iki farklı hikayenin ilkine ev sahipliği yapan Chungking Mansion (çoğunluğu Hindu göçmenlerden oluşan 2.sınıf bir otelin adı) ve ikinci hikayedeki ana mekanı oluşturan Midnight Express‘in (küçük bir fast-food dükkanı) Kar-Wai usulü bir araya gelmiş hali diyebiliriz filmin adı için.
Hong Kong’un Çin’e devredilmeden önceki yıllarında geçen filmin girişinde hızlı ve ani bir şekilde akan insan görüntüleri arasında her ülkeden insana rastlamak mümkün. Bunlara beyaz adamlar, çoğunluğu Hindistan ve Pakistan’lı göçmenlerden oluşan işçiler de dahil. Uyuşturucu ticareti yapan sarı peruklu ve gözlerinden çıkarmadığı gözlükleriyle esrarengiz bir kadın da Hinduları kurye olarak kullanmaya çalışırken havaalanında dolandırılıyor. Bu kadınla tanışmamızı sağlayan da kendini 223 numaralı polis memuru diye tanıtan He Zhiwu (Takeshi Kaneshiro). Fena halde aşk acısı çeken, sevgilisi May’den yeni ayrılmış, bu ayrılığı gözyaşı dökmemek için her gün koşup bol miktarda sıvı tüketerek unutmaya çalışan, her gün son kullanma tarihi 1 Mayıs (1 “May”) olan ananaslardan yiyerek hem doğum gününü hem de sevgilisini hatırlatan bir dizi etkinlik düzenleyen melankolik bir karakter 223. Doğum gününü yalnız geçirmemek için yıllarca görmediği kız arkadaşlarını ve hatta ilkokuldaki sınıf arkadaşlarını bile arayacak kadar üstelik. Bir gecede yediği 30 kadar ananası sindirmek için bara giden He Zhiwu kapıdan ilk girecek bayana âşık olacağını söyler ve kapıdan sarı peruklu bayan girer. Bu karakterin vedası bile o kadar duygu yüklüdür ki belki de Tarantino’nun mendilleri ıslatmasına en çok bu kısım yardımcı olmuştur. “Hatıralar kutulansaydı onların da son kullanma tarihi olur muydu? Eğer öyleyse asırlar boyu bozulmamalarını isterdim” diyerek terk eder ekranı He Zhiwu’nun dış sesi.

Aşkın son kullanma tarihi var mıdır sahi?
Hiçbir yazı ya da epizod belirmeden 60’ların ünlü gruplarından Mamas and Papas şarkısı California Dreamin parçası eşliğinde Midnight Express‘te yüksek sesle bu parçayı dinleyen Faye ile -Çinli pop şarkıcısı Faye Wong- ile tanışıyoruz. Wong Kar-Wai’nin ilk filminden itibaren müzik kullanımında farklı bir yerde durduğu aşikar. Özellikle bir döneme damgasını vurmuş, bir jenerasyonun diline pelesenk olmuş birçok parçayı filmlerinde kullanmaktan kaçınmaz yönetmen. Bu kez sadece şarkıları da değil bir şarkıcıyı filmin ikinci hikayesinin merkezine oturtur. Filmin diğer karakterleri gibi Faye’de devamlı yapmaktan vazgeçemediği bir alışkanlığı tekrarlayıp durur. California Dreamin parçasını yüksek sesle ve defalarca dinleyerek California’ya gitme hayalleriyle geçirir vaktini. Tıpkı çalıştığı restorana her gün uğrayıp şef salatası isteyen 663 numaralı başka bir polis memuru -Wong Kar-Wai’nin de filmlerinde rol vermekten vazgeçemediği Tony Leung’un canlandırdığı karakter- gibi. 663 numaralı (filmde adı bu şekilde telafuz ediliyor) polis memuru da 223 numaralı memurla ortak bir acıdan muzdariptir. Evdeki oyuncağa neden üzgün olduğunu kendini bu kadar kaybetmemesini, elini yıkadığı sabuna yıkadıkça kilo verdiğini hatta bir keresinde evini su basmış bir şekilde görünce evinin sulugöz olduğunu söyletecek seviyeye getiren aşk acısından muzdariptir.

Yanıbaşındaki aşığını fark edemeyen melankolik polis memuru.
Belki de tüm Wong Kar-Wai filmlerindeki en melankolik en duygulu karakterlerini bir arada gördüğümüz bu filmde farklı mesai saatlerinde aynı bölgede çalışan iki polis memuru üzerinden ortak duygulardan dem vurur yönetmen. Tutkulu aşklar, farklı meşgaleler edinip unutulmaya çalışılsa da bir türlü unutulamayan, silinemeyen hatıralar, âşkın “en aşkın” halleri. Zeki Demirkubuz filmi Kader’in Bekir’ine bileklerini kestiren, elinde sigara söndürmesine yol açan o en arabesk duyguların Asya usulü belki de. Diğer tarafta en masum haliyle 663 numaralı polisin eski sevgilisi tarafından çalıştığı yere bırakılan anahtarı kapıp gizlice evine girip eşyaların yerini değiştiren, Cranberrries’in “Dreams” parçası eşliğinde (üstelik şarkının Kantonca versiyonunu da kendisi söylemekte) evde başka bir kadının saç telini bulduğunda kıskançlık çığlıkları atan, habersiz âşık Faye durmaktadır. Faye’in polis memurunda gönlü vardır ama karşısındaki unutamadığı aşkının peşindedir hâlâ ve durumun farkında bile değildir.

Faye gizlice girdiği ev ziyaretlerinin birinde yakalanmamaya çalışırken…
yazı elbette bana ait değil, kime ait bilmiyorum, bilen varsa söylesin.
ama film, her izlediğimde beni benden almayı başarıyor.
