kendimi bazen aptal gibi hissedişimin tek sebebi ben olabilir miyim?

evet!

yatcaz kalkcaz, yarın olcak…

Played 61 times
[Flash 9 is required to listen to audio.]

hani bazı şarkılar vardır.
yok yok hani bazı anlar vardır…
bu bazı anlarda, bazı şarkılar bir anda fonda çalmaya başlar.
bir an o bazı anlar ve o bazı şarkılar birbirlerine ait olurlar.
ve bu aidiyet öyküsüne bizi de dahil ederler.

ben bugün,
iki yanını asırlık çınar ağaçlarının kapladığı
ağaçların dallarının gökyüzünü kucakladığı
bir yolda yürüyordum öyle tek başıma.
sonra o bazı şarkılardan bir tanesi çalmaya başladı kulaklarımda
önce gözlerim kapandı
sonra da kendimi ağaçların dansına, gökyüzünün belli belirsiz görüntüsüne bıraktım.
böyle başım yukarda, gözlerim o dallarda, aklım birkaç yüz kilometre havada
yürümeye başladım.

şarkı aktı, yollar aktı, ağaçlar aktı, umutlar aktı…

şarkı bitti, yollar bitti, ağaçlar bitti, umutlar bitti…

hayaller aktı.

yaşadığım her günün bir öncekinden çok daha güzel olduğunu düşünüyorum şu sıralar. ve de gittikçe karmaşıklaştığını… güzellik’le karmaşa’nın da ardışık iki cümlede bu kadar uyum içinde yer almasına şaşıyorum.

herşeye rağmen şu çimlere uzanıp gökyüzünü izlemek gibisi yok…

edit: karıncalar sardı dört bir yanımı.

yaşadığım her günün bir öncekinden çok daha güzel olduğunu düşünüyorum şu sıralar. ve de gittikçe karmaşıklaştığını… güzellik’le karmaşa’nın da ardışık iki cümlede bu kadar uyum içinde yer almasına şaşıyorum.

herşeye rağmen şu çimlere uzanıp gökyüzünü izlemek gibisi yok…

edit: karıncalar sardı dört bir yanımı.

photoshop cs5’in en keyifli özelliklerinden, mixer brush. gece gece mutlu oldum.

sun.day.sky mon.day.sky umrumda değil bugün nedense… hem zaten bu havada uçurtma da uçmaz. ulan tumblr! bu hafta sonu güzel geçsindi tek istediğim, gene rutine bağladım iyi mi, çalışıyorum bildiğin. en iyisi, en yakın yeşile kendimi bırakmak di mi? en yakın yeşil, elli santim kadar uzağımda, hani utanmasa penceremden içeri girecek olan şu ağacın dallarında, niye utansın onu da bilmiyorum gerçi, pencerem her daim açıkken.

bıraksam kendimi onun kollarına, şöyle bir kucaklasa, hafiften bir sallasa filan, ama çok da sıkmasa.. e sıcak malum. yapar mı dersin? yoksa bıraktığım anda, çakılır mıyım beşinci kattan toprağa..

bu saatte ofiste olmanın en güzel yanı, çıktığımda havanın kararmış olması ve gözlerimin gözükmeyecek olmasıdır.

çok yakında photoshop’un dünyayı ele geçirmesinden korkuyorum.

shantanu narayen (adobe ceo’su)

bi de; “biyerini mi kestin, hıyar kokuyor” vardı.

mabella:

“dün sibel söleyince gece yarısı koptum yine. duymayalı uzun süre olmuştu ama bazen nasıl da cuk oturuyor; mal mısın, tipin mi öle gösteriyor?!?!”

adımlarımı serbest bırakıp, hiçbir yere varmaya çalışmadan yürümeyi seviyorum. çünkü ayaklarımın beni götürdüğü her yerde mutlu oluyorum. ama denize bu kadar yakın ve yalnız oturmanın verdiği korku hiç azalmıyor.