sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz. — hof
sinirsel
askere gitmeden önceki benle, askerden döndükten sonraki ben arasında bazı farklar olduğuna dair olumsuz birtakım eleştiriler aldım bugün, üzüldüm gibi oldum biraz.
yarışlarda ödülü ilk üç alır, aşkta ise sonuncu kazanır. — manuel jacket
sanki güneş bazı yerleri bir başka aydınlatıyor. — manuel jacket
paintell stüdyo :)
bu ana tanıklık etmek öyle heyecan verici ki…
21 Mart arifesinde denk geldiğim bir hikayeyi paylaşmak istedim.
Osmanlı’nın büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman ve büyük aşkı Hürrem Sultan’ın bir kız çocukları olur. Şimdilerde de pek bir rating yapan efsane bir aşkın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden belki efsane aşkların en temeline, en masalsı olanına ithafen ismi Mihrimah konulur. Mihr-ü Mah Farsça’da Güneş ve Ay demektir.
Mihrimah Sultan büyür, 17 yaşına gelir. Ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun olan bir yaştır bu. İki talibi olur Mihrimah Sultan’ın, biri Diyarbakır valisi Rüstem Paşa, diğeri ise sarayın baş mimarı Mimar Sinan.
Sinan evlidir ve 50’li yaşlarındadır, ama bilinen odur ki Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır. Lakin Kanuni, biricik kızını Rüstem Paşa ile evlendirir.
Birgün Sinan’dan, İstanbul’un en güzel yerlerinden birine Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir. 1540 yılında Üsküdar’da inşa etmeye başladığı camiyi 1548 yılında tamamlar Sinan. Cami inşa edilirken bir yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine sanki “eteklerini giymiş bir kadın” siluetini verir.
Bahsi geçen bu cami 2 minareli olup padişah fermanı ile yaptırılan bir eserdir. Aradan yıllar geçer, Sinan’ın söyleyecekleri bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne kadar ilk defa padişah fermanı olmaksızın, İstanbul’ un en yüksek tepesi olan Edirnekapı’da aşkının ıssız ve yalnızlığını ama bir o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci bir eser yapmaya koyulur.
Bu yeni cami için derler ki; Mihrimah Sultan’ın o duru gösterişsiz ve bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve sadece 38m’lik bir minareye sahiptir. Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder. Cami içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun işlemelerde de Mihrimah Sultan’ın ayaklarına kadar uzanan o çok güzel upuzun saçları tasvir edilmiştir.
Ve yine denir ki; Sinan’ın yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli yapılmıştır bu cami. Ama Sinan aşkını öyle sihirli bir tılsımla mühürlemiştir ki, bu sırra şaşırmamak, o sevdaların naifliğine imrenmemek elde değil.
Sinan’ın aşkının vesikası olan bu iki caminin de yeri özenle seçilmiştir. 21 Mart günü, gece ile günün birbirine eşit olarak kavuştuğu gündür. Daha da enteresanı o gün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Ama tüm bunlardan daha da etkileyici olan; 21 mart günü iki camiyi de aynı anda görebileceğiniz bir yerde durduğunuzda Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş batarken Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır.
Bu nasıl bir hesaplama bu nasıl bir estetik anlayışıdır! Daha da önemlisi, bu nasıl bir aşktır?
martı? (Taken with Instagram at Suadiye Sahil)
[video]
bazen bazı şarkılar mırıldanırken yakalıyorum kendimi, ne sözlerini, ne melodisini bildiğim. baya baya söylüyorum ama. inişleri çıkışları oluyor, nakaratları filan. biraz da arabesk oluyor sanki. dikkat ettim, iki kelimeye çok değiniyorum hep bu şarkılarda; “kendim” ve “göz”. fonetiklerinden mi bilinmez, böyle bir hoş, nağmeli filan oluyor. güzel oluyor ama, hiç olmayan şarkılar söylemek.