gece otobüs yolculuklarını seviyorum, çünkü kafamı koyduğum gibi uyuyorum. ama gündüz yolculukları tek başına çekilmiyor, insan kafa kafaya verip huzurla gitmek istiyor, mutlulukla, heyecanla…
hani özlem demiş ya, işin içinden çıkamıyorsan yola çık diye, yola çıkıyorum ben de. gidiş biletimi aldım, gidiyorum. dönüş bileti almadığım için de artık özgürüm diye kendimi kandırıyorum. yazık lan bana.
canım sıkılıyo tumblr, beni güldürsene.
ek: bi boka yaramıyosun tumblr! sürekli almayı biliyosun. ver deyince vermiyosun.
telefonumdan her internete bağlanıp, sonunda uygulamayı kapatmak istediğimde benden yanıtlamamı istediği ironik soru: “bitirmek istiyor musun?”
ofise iki gündür farklı bir güzergahtan gidiyorum. ve sanırım bunu yapmaktan mutluyum. zorlama mı? biraz. ama şu dalgalar kıyıya her vuruşunda içimde biriken yosunları da alıp götürüyor sanki. sonrası açık denizde yelkenliyle gitmek gibi. rüzgar nereye iterse. özleme yanıt: martı değil o. pelikan desem pelikan olamayacak kadar ince ve uzun. leylek desem, turuncu gagalı leylek olmaz. yüksek ihtimalle hemen yandaki m.s.ü.’de yetişen sulanmış entellektüel genç beyinlerden birinin tabiata salıverdiği sürreal bir mekanizma. martı candır, martıdan korkulmaz. yoksa arkandan ağlar.
az önce bi balığın hayatını kurtardım, ofiste en az benim kadar sakar biri fanusunu kırdı, paralize oldu kaldı balıkçık, bardağın içindeki azıcık suya koyunca kendine geldi, şimdi yeni fanusunda, iyi galiba şimdi, az daha ölüyodun lan küçük kurtardım seni acayip önemli hissediyorum kendimi unutma beni.
müdür olsa bardağı kendi doldurup içine atlardı. bu balık çağrının çöpçü balığı, yani “ezgi”. geçen gün biraz konuştuk, mutsuz olduğundan filan bahsediyordu. faunusu kendi kırmış, kaza süsü vermiş olabilir. neyse geyik bir yana; eski filmlerde birinin hayatını kurtarmak onun “sahip”i olmak demekti. yani bu mübarek gecede nurtopu gibi bir balığın oldu. eminim seni hiç unutmayacak…
yemeğimi yedim, çayımı içtim. şu yağmur bi dinse de eve gitsem ben de… bkz: tumblr’ı twitter gibi kullanmak.
bu yağmurun dineceği yok, kaderde ıslanmak varmış. sevgili lhasa ile yola çıkıyorum.
son dakika: lhasa planlarken hamiyet yüceses çıktı. nihansın dideden, ey mest-i nâzım.. bana sensiz cihanda, can ne lâzım.. e gel de ıslanma.
internet gitmişti, ne güzeldi. internet geldi… oysa bugünün internetsiz geçmesi gerekiyordu. yani öyle, işsiz güçsüz filan..
ofise geldim internet yok. internet yoksa is de yok. e bilseydim gelmezdim. martilarla gunumu gun ederdim.. sevenlere yanıt: biz profiloya gidiyoruz yemeğe :/