May 2010
21 posts
insan zamanla anlıyor birşeyleri. insanları mesela…
bir pazar gününe daha “bugün çok güzel olacak” diyerek erkenden başlayıp, birkaç dakikalığına bilgisayar başına oturmamla akşamı etmiş bulunmaktayım. aferin bana.
tahir'le zühre meselesi
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş tahir’le zühre olabilmekte
yani yürekte.
mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
seversin dünyayı doludizgin
ama o...
bu gece
bu gece erken uyumalı
şöyle hafiften kısmalı gözleri
bir derin nefes almalı önce
kolları dolamalı birbirine
biraz yüz üstü, biraz yan yatmalı
sonra sımsıkı sarılmalı
saçları yüzüne yapışmalı
nefesi nefesine karışmalı
gözleri gözlerine
kolları uyuşmalı insanın
öylece sızıp kalmalı
bu gece erken uyumalı
ertesi gün gelen edit: bunu dün gece yazmışım, uykumun gözlerimden aktığı bi anda....
… bu kartı sana ben büyük ihtimal paris’ten atıyorum!
– k.iskender
TomTom Darth Vader
… bazı şeyler hep aynı kalır.
ve bu iyi birşeydir aslında…
gitmeler..
tepkilesim:
“O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer..”
cuma ertesi
bugün günlerden cumartesi. döndükten sonraki ilk cumartesim. döndükten derken yanlış anlaşılmasın, askerden yani… bu hafta biraz abuk da başlamış olsa, dün ajansa gidip pırıl pırıl dostlarımı görünce kendime geliverdim. son 5 ayımın haki rengi karanlığından sonra, mavinin, yeşilin, turuncunun, pembenin o capcanlı halleri, dostların o samimi bakışlarıyla birleşip sarıverdi etrafımı. sanki hiç...
Şu sıralar ruhumun darlığına eşlik edecek yapay bir yalnızlık arayışı içerisindeyim, uzun zamandır kalamadığım. Önceden belirlenmiş bir süreyi, sevdiği herkesten ve herşeyden belli bir mesafe uzakta geçirdiğinde insan, geri döndüğünde anlatacak birşeyleri olmalı belki, iyi ya da kötü. Lakin ben bu zamanlara dair kimseye anlatacak birşeyim olsun istemiyorum sanırım. Sadece biraz zamana ihtiyacım...
before sunrise…
istiklal nehri
robinson crusoe’ya gidip, para verip almayacağım kitapları saatlerce karıştırmayı, sonra bi an saate bakıp sanki önemli bir işim varmış gibi elimdeki kitabı rafa koyup hızlı adımlarla oradan çıkıp istiklal nehrine kendimi bırakmayı özledim.
başıma güneş geçti
3 gündür ağaç dikiyorum. Yorulmama rağmen oldukça mutluyum.. Ensem şopar ensesine, pamuk gibi ellerim maraba eline dönüşmesine, kollarım amele yanığı olmasına rağmen tuhaf bir huzur var içimde. Diktiğim fidanlar olur da tutarsa, bugüne kadar harcadığım oksijeni belki birkaç yıl sonra dünyaya armağan edebileceğim.. Ne mutlu bana ve bana bu şansı veren yetkililere..
her şeyden uzak kaldığında, her şeyi özleyebiliyorsun..