November 2009
82 posts
“Fuir le bonheur de peur qu’il ne se sauve”
Jane Birkin - Baby alone in Babylone
senduit | Share easily →
içinizde tumblr’ı bilmeyen yoktur… tumblr’ın yaratıcısı davidville isimli yazılım firmasının dosya paylaşım sistemiymiş, az önce denk geldim. hani bazen biyere bişey yükleyip birine göndermek isteriz, ama nereye yükleyeceğimizi bir türlü bilemeyiz. senduit tam bu iş için biçilmiş kaftan. biliyorum çok övdüm, ama adamlar tumblr’ı yapıp gençliğe armağan etmiş yau.. ne kadar...
tumblarity’m düşük diye üzülüyodum, bi adam gördüm tumblelog’u...
– can sıkıntısı
- artık çok geç.
dedi kadın.
- o zaman uyuyalım.
dedi adam.
çıkmaz sokak
erkeğin kalbine giden yol midesinden geçermiş. kalbime giden yol huzurdan geçmiyorsa, çıkmıyor o sokak.
neden? neden?
insanların, ordan burdan buldukları fotoğrafları, altlarına hiçbir yorum yazmadan alıp tumblr’da paylaşmalarını anlamıyorum.
dünyadaki her şeyi anladım, bi bu kaldı.
dünyayı kurtarmalıyım
bu bayram en iyi yaptığım şey yemek yemek oldu.
söylemesi ayıptır -niyeyse- az önce 3 bardak çayın yanında;
- bir tabak kavurmalı pilav - bir parça peynirli börek - 4 adet zeytinyağlı sarma - 1 adet kurabiye - 1 adet ekler pasta - 1 dilim meyveli pasta - 1 tabak patates salatası*
yedim. daha güçlü olmalıyım! dünyayı kötülerin elinden kurtarmalıyım! aggrhhhhh!!
* tatlıdan sonra tuzlu yemeyi...
ascii art
/ , /\ \|/ /\ |\\_;=._//| \." "./ //^\ /^\\ .'``",/ |0| |0| \,"``'. / , `'\.---./'` , \ /` /`\,."( )".,/`\ `\ /` ( '.'-.-'.' ) `\ /"` "._ : _." `"\ `/.'`"=.,_``=``_,.="`'.\` ) (
eskiden “ascii art” diye bişey vardı, en büyük eğlencemizdi. tey tey…
edit: a aaa! şans eseri...
çünkü biliyor musunuz, insanın neler yaşadığı çok önemli değildir. önemli olan...
belki de insanları bir türlü anlamayışımızın, günün birinde en beklenmedik...
bence bu dünyada herkese yetecek kadar mutluluk var.
– içimden
bazen
bazen her şeyi bilmek istiyorum, bazen de hiçbir şey bilmediğim için mutlu oluyorum.
yerimi seversem...
bugün çiçekçiye bi çiçek sordum, varmış, gösterdi…
“hangi zamanlar açar bu?” dedim… “yazın açar, ama yerini severse hep açar.” dedi.
yerini sevince hep açan çiçekler gibi yaşamak istiyorum. sevdiğim yerde, hep apaçık kalmak.
içten gelen güzelliklerin, zamanla beklentilere ve sorumluluklara dönüştürülmesi, yapılmadığında tepkilere maruz kalınması, kişiyi, hislerini, her şeyini yok etmeye birebir diye düşünüyorum. serbest bırakılmalı bence bedenler, hisler, güzellikler… bence en azından.
“insan bir düşü sevebilir mi?” diye sordu.
“evet”, dedim hiç düşünmeden, “bence zaten en çok onu sevebilir, bir düşü…”
pong game
pes’miş, farm ville’miş.. hepsine 5 basar. gerçi henüz tek sayı alabilmiş değilim. bu nasıl oyun ki böyle… oyun değil federer.
insanın bakıp da görmedikleri, duyup da anlamadıkları, hayatının en yaşanılası...
– manuel jacket
bazen kendimizi bir hayalin içinde sanırız ama yaşadıklarımız gerçektir, bazen...
– kürşat başar / başucumda müzik
eskiden moloko vardı, ne güzeldi…
duvardaki dev bruce lee posterinden mi, elemanın müthiş dansından mı, yoksa roisin’in altın sarısı saçlarından mı bilemiyorum ama, bu klibi ne zaman izlesem birşeyler kıpırdanır içimde..
sis, bir şehre bu kadar mı yakışır…