July 2010
48 posts
yola çıkmalı...
gece otobüs yolculuklarını seviyorum, çünkü kafamı koyduğum gibi uyuyorum. ama gündüz yolculukları tek başına çekilmiyor, insan kafa kafaya verip huzurla gitmek istiyor, mutlulukla, heyecanla…
hani özlem demiş ya, işin içinden çıkamıyorsan yola çık diye, yola çıkıyorum ben de. gidiş biletimi aldım, gidiyorum. dönüş bileti almadığım için de artık özgürüm diye kendimi kandırıyorum. yazık lan bana.
canım sıkılıyo tumblr, beni güldürsene.
ek: bi boka yaramıyosun tumblr! sürekli almayı biliyosun. ver deyince vermiyosun.
bitirmek istiyor musun?
telefonumdan her internete bağlanıp, sonunda uygulamayı kapatmak istediğimde benden yanıtlamamı istediği ironik soru: “bitirmek istiyor musun?”
küçük balık
shrilom:
az önce bi balığın hayatını kurtardım, ofiste en az benim kadar sakar biri fanusunu kırdı, paralize oldu kaldı balıkçık, bardağın içindeki azıcık suya koyunca kendine geldi, şimdi yeni fanusunda, iyi galiba şimdi, az daha ölüyodun lan küçük kurtardım seni acayip önemli hissediyorum kendimi unutma beni.
müdür olsa bardağı kendi doldurup içine atlardı. bu balık çağrının çöpçü balığı,...
yemeğimi yedim, çayımı içtim. şu yağmur bi dinse de eve gitsem ben de… bkz: tumblr’ı twitter gibi kullanmak.
bu yağmurun dineceği yok, kaderde ıslanmak varmış. sevgili lhasa ile yola çıkıyorum.
son dakika: lhasa planlarken hamiyet yüceses çıktı. nihansın dideden, ey mest-i nâzım.. bana sensiz cihanda, can ne lâzım.. e gel de ıslanma.
2 tags
internet gitmişti, ne güzeldi. internet geldi… oysa bugünün internetsiz geçmesi gerekiyordu. yani öyle, işsiz güçsüz filan..
ofise geldim internet yok. internet yoksa is de yok. e bilseydim gelmezdim. martilarla gunumu gun ederdim.. sevenlere yanıt: biz profiloya gidiyoruz yemeğe :/
günaydın
leylek mi pelikan mı ne olduğunu anlayamadığım birşeyle sabah kahvaltısı yapıyorum. gerçi şu öten martı, şu geçen vapur, çırpınan deniz, esen rüzgar, -hürp!- şu demli çay olduğu sürece, leyleğin de pelikanın da pek önemi kalmıyor galiba. sanırım ben her sabah buraya gelip bunu yapmak istiyorum… bir son dakika gelişmesi: az önce deniz kıyıya bir vurdu, dalgaları 3-4 metre içeriye, ayaklarıma...
takıntı
oldum olası bir takıntım vardır, belki büyüyünce geçer demiştim geçmedi. geçecek gibi de görünmüyor.
akşam olduğunda, evde ışıklar yandığında perdelerin/panjurların sıkı sıkı kapatılması gerekiyor. içeride ne yaşadığım, nasıl dolaştığım filan önemli değil. önemli olan, benim evimde, bana özel olan şeylerin başkaları tarafından görülmemesi. evimin karşısında başka bir bina olabilir de olmayabilir...
7 tags
sürekli telefonum titriyormuş gibi geliyor tumblr.
neden olabilir?
bazen sadece bir kırmızıyı arar gözleriniz, renkler içinde kaybolursunuz…
bazı anlara, ne çok mutluluk sığıyor bazen…
– bülent ortaçgil konserinden
2 tags
günaydın
diş fırçalamanın vakit kaybı olduğunu düşünmeye başladığım günden beri, bu 2 dakikayı daha faydalı bir zaman dilimine dönüştürme çabası içerisindeyim. her sabah dişlerimi fırçalamaya başladığımda otomatikman kendimi tumblr başında buluyorum, bir yandan dişlerimi fırçalamaya devam ederken, bir yandan da geceden biriken post’ları gözden geçiriyorum. bu sırada, diğer pencerelerde facebook,...
1 tag
kendimi bazen aptal gibi hissedişimin tek sebebi ben olabilir miyim?
evet!
yatcaz kalkcaz, yarın olcak…
2 tags
sun.day.sky mon.day.sky umrumda değil bugün nedense… hem zaten bu havada uçurtma da uçmaz. ulan tumblr! bu hafta sonu güzel geçsindi tek istediğim, gene rutine bağladım iyi mi, çalışıyorum bildiğin. en iyisi, en yakın yeşile kendimi bırakmak di mi? en yakın yeşil, elli santim kadar uzağımda, hani utanmasa penceremden içeri girecek olan şu ağacın dallarında, niye utansın onu da bilmiyorum...
bu saatte ofiste olmanın en güzel yanı, çıktığımda havanın kararmış olması ve gözlerimin gözükmeyecek olmasıdır.
2 tags
çok yakında photoshop’un dünyayı ele geçirmesinden korkuyorum.
– shantanu narayen (adobe ceo’su)
bi de; “biyerini mi kestin, hıyar kokuyor” vardı.
mabella:
“dün sibel söleyince gece yarısı koptum yine. duymayalı uzun süre olmuştu ama bazen nasıl da cuk oturuyor; mal mısın, tipin mi öle gösteriyor?!?!”
adımlarımı serbest bırakıp, hiçbir yere varmaya çalışmadan yürümeyi seviyorum. çünkü ayaklarımın beni götürdüğü her yerde mutlu oluyorum. ama denize bu kadar yakın ve yalnız oturmanın verdiği korku hiç azalmıyor.
ben giderim, o gider, içimde pıt pıt eder?
1 tag
gelsin de gidelim.
bazen sözcükleri unutuyorum. insan sözcükleri istediği gibi bir araya...
– kürşat başar - sen olsaydın yapmazdın biliyorum
2 tags
Hani böyle karanlık bir gecede, ıssız bir yokuşu tek başına inerken bir köşeyi...
– diziyi izlemişliğim vardır, ama bunu duymamıştım. ne güzelmiş… keşke hayat dizilerdeki gibi olsa bazen.
Mehmet - Çemberimde Gül Oya (via velvetbride)
1 tag
bugün
bugün kendime, ne post, ne de like edebilecek birşey bulabildim tumblr.
2 tags
heyoo biz yarın pikniğe gidicez!
2 tags
hadi biraz canlanalım
dinledikçe gelen edit: ben o gün o konseri nasıl kaçırdım ya…
uçurtma
uçamadı. belki de uçmak istemedi bilmiyorum.
uçmak istememekle uçamamak arasındaki ince çizgide asılı kaldık biz de. ısrar mı etsek, yoksa hiç üstüne gitmesek mi bilemedik önce… sonra karar verdik, ince bir ipin ucunda asılı kalmasın diye özgür bıraktık.
güle güle uçurtma, birgün uçmaya karar verirsen, biz hep buradayız.
1 tag
1 tag
ne diyeyim ki…
1 tag
ne renk olursa olsun kaşın gözün,
karşındakinin gördüğüdür rengin…
– can yücel
karar veremiyorum. insanın 30 yaşından sonra hala hayatında bazı ilkler yaşaması -ki bunların aslında çok da gündelik yaşama ait, basit, lakin asla değersiz sayılmayacak şeyler olması- ve bunları kimseye itiraf edememesi çok mu acı, çok mu güzel?
June 2010
32 posts
1 tag
1 tag